Bazı şiirler okunmaz; içe iner.
Yolların Sonu da onlardan biri. Atsız bu şiirde bir gurbete gitmiyor aslında; insanın kendi içine attığı o uzun yürüyüşü anlatıyor. Ne kadar kalabalık olursak olalım, bazı yollar nihayetinde tek kişilik. İnsan, kendi acısını sırtlanıp yürürken ne tanıdığı kalıyor yanında, ne de beklediği bir ses.
Ben bu şiiri her okuyuşumda şunu hissediyorum:
İnsanı tüketen, yolun uzunluğu değil; yolun sonunda kimsenin olmamasıdır.
Atsız bunu saklamıyor.
Göndere göndere yanına dönen bir kişinin değil; giderken bile kimsesiz kalacağını bile bile yürüyen bir adamın sesi var mısralarda.
“İtler bile gülecek kimsesizliğimize” derken bile, acınacak hâline acımıyor.
Kaderiyle alay ediyor gibi…
Bu, kırılganlık değil; gururun kalınlaşmış kabuğu.
Atsız’ın “gayız” dediği şey sıradan insanların öfkesi değil.
Bu, yıllarca susmuş, yıllarca susmaya zorlanmış bir yüreğin son kez geriye bakışı.
İnsan, kendini tüketen bir davaya tutulduğunda, yol arkadaşlığı da lüks oluyor.
Şiir, işte tam bu noktada sertleşiyor:
“Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz.”
Bu söz sadece bir hüküm değil; bir hükmün ardından gelen infazdır.
Şair, kimseyi küçümsemiyor; sadece gerçeği söylüyor:
Kiminle yürürsen yürüyüşün yarım kalır…
Bu yol tek kişilik.
Bir insanın yürüdüğü yolun sonunda ne vardır?
Atsız buna net bir cevap veriyor:
Bir ideal.
Bir ülkü.
Bir kendini gerçekleştirme.
O “Dilek adlı saray”, aslında maddi bir yapı değil.
Şairin ömrü boyunca aradığı anlam.
O anlamı bulduğunda da artık dünya ile işi kalmıyor.
Ve orada Kür Şad’ın eli uzatılır…
Bu aslında şudur:
“Yolun sonunda seni karşılayan kimse yoksa bile,
kendi kahramanlığın seni karşılar.”
Bu şiirin bütün ağırlığı burada birikir.
Şiirdeki en sert gerçek şu:
Yolun sonu diye bir şey yok.
İnsan yürüdükçe kendi içindeki uçurumu genişletiyor.
Her adım, geçmişte bırakılan bir insanın, bir anının, bir hayalin son nefesi gibi.
Atsız’ın melankolisi acıdan değil; acının kabulünden geliyor.
O yüzden şiir, ağlayan bir adamın değil;
acıyla büyümüş bir adamın soğukkanlı sesiyle yazılmış.
Bu şiir, kaybedenlerin değil; kaybetmeyi göze alanların şiiridir
Çoğu insan bu şiirdeki kimsesizliği zayıflık sanır.
Oysa Atsız’ın anlatmak istediği başka:
“Bu yola yalnız gireceksin,
çünkü kalabalıkla yürüyenlerin bir ülküsü olmaz.”
Ve şiir biterken bir sessizlik çöker.
O sessizlik, yorgunluk değil; kabulleniştir.
Yol devam edecektir.
Yürüyen de tek başına devam edecektir.
Bu yüzden Yolların Sonu, bir gidişi değil;
kendinden vazgeçmeyişi anlatır.
Bir yanıt yazın